Turna Hotel'in kapısından çık, bize herhangi bir yerin ne kadar uzakta olduğunu sor. Tahmin değil, rakam alırsın. Eski şehirde yürüme süreleri kolayca aşağı yuvarlanır. Haritada her şey birbirine yakın görünür. "Birkaç dakika," hiç ölçülmemiş bir mesafe için söylenmesi kolay bir laftır. Biz ölçtük — misafirlerin en çok sorduğu altı nokta için, metresine kadar. Aşağıdaki süreler, normal ve acelesiz bir yürüyüş temposuyla, sokakların en kalabalık olduğu öğleden sonra saatlerinde alındı. Günü tahminle değil, gerçek rakamlarla planla.
Öğleden sonranın sonlarına doğru tur otobüsleri Sultanahmet'ten ayrılmaya başlıyor. Gruplar eski şehir dışındaki otellerine, ya da doğrudan havalimanına dönüyor. Geride kalan bambaşka bir mahalle. Sokaklar boşalıyor. Çayhaneler doluyor. Burada gerçekten kalan biri için akşam çoğu zaman günün en iyi parçası oluyor.
Bavullar alınmadan önce muhtemelen bu aranmıştır: İstanbul havalimanından Sultanahmet'e nasıl gidilir? İstanbul'da iki havalimanı var. İkisi de eski şehre yakın değil, o yüzden hangi yol seçilirse seçilsin yolculuk gerçekten zaman alır. Seçenekler aşağıda, net bir şekilde sıralı. Bunlardan birini biz kendimiz ayarlıyoruz — kapıdan kapıya, uzun bir uçuştan sonra hiçbir şey düşünmek istemeyen misafirler için.
Sultanahmet'te ilk kez arabadan inince fark edilen ilk şey şu olur: eski şehir arabalar düşünülerek kurulmamış. Küçük Ayasofya'ya yaklaştıkça sokaklar daralır, kaldırım taşları da bozulur. Bir noktada navigasyon, arabaya dar görünen bir sokağa yönlendirir. Genelde sığar. Bir kedi kapı eşiğinden izler. Turna Hotel'e arabayla gelmek gerçekte böyle bir şey. Park konusunda yaptığımız da şu: yerini sen gelmeden, ücretsiz olarak ayarlıyoruz.
Turna Hotel'in sekiz odası var. Hepsi Küçük Ayasofya'da sakin bir sokaktaki tek bir cephenin arkasında. Oteli her gün aynı aile işletiyor — zincir yok, merkez ofis yok. Daha büyük bir binanın bir katındaki sekiz oda değil. Sekiz oda, hepsi bu. Lobisi, vardiyalı resepsiyonu ve yüzden fazla odası olan yerlerde kalındıysa, sayı sekiz olunca gerçekte neyin değiştiğini anlatalım. Ve bu sayının, büyük bir otelin sunamayacağı neyi mümkün kıldığını.
Kapıdan çıkıp sağa dönüyorsun, birkaç adım sonra Küçük Ayasofya sokağı seni tarihi yarımadanın tam ortasına bırakıyor — üç günlük İstanbul macerası işte böyle başlıyor. İlk kez gelenlerin çoğu aynı hataya düşüyor: üç günde şehri "bitirmeye" çalışmak. İstanbul bitmez, hiç bitmedi zaten. Ama üç günü doğru sıraya koyarsan, her köşeyi görmeden de gerçekten iyi bir üç gün geçirirsin.
Çoğu ziyaretçi Aziz Sergios ve Bakkhos Kilisesi'nin önünden ne olduğunu bilmeden geçiyor. Yerel halk ona Küçük Ayasofya diyor. İsim aslında bir ipucu. Bu yapı 527 ile 536 arasında, asıl Ayasofya'dan birkaç yıl önce inşa edildi. Aynı mimar ikisinde de çalıştı. Kubbesi sekizgen bir tabana oturuyor — tepedeki büyük kubbenin biçimlenmesine yardım eden erken bir deneme. Küçük bir yapı, ama Bizans mimarisinin gelişiminde büyük bir rolü var. Ve kapımızdan yaklaşık iki dakika uzakta duruyor.
Küçük Ayasofya'dan başlayan bir yürüyüş seni eski şehrin içinden geçirip Eminönü'nde suya indiriyor. Oradan bir köprü Galata'ya bağlıyor. Kısa bir tur değil bu, bazı kısımları yokuş yukarı, o yüzden gerçekten yürüyebileceğin ayakkabılar giy. Yol boyunca Kapalıçarşı bölgesinin kenarından geçiyorsun. Bacakların yarı yolda giderse, Eminönü'nde bekleyen bir vapur turu suyla bitirebilir.
Turna Hotel'in kapısından çıkıp birkaç adım attığında, Sultanahmet dendiğinde akla gelen görüntüden eser kalmıyor — kalabalık turlar, ellerinde bayrak sallayan rehberler, hediyelik eşya tezgahları, hepsi birkaç sokak ötede kalıyor. Aynı mahallenin, o kalabalığın gölgesinde kalmış bambaşka bir yüzü var.
Turna Hotel'den çıkıp elinde boş bir gün varsa, önünde genelde iki seçenek beliriyor: akşam Boğaz'da yemekli bir tur, ya da gündüz sakin bir ada kaçamağı. İkisi de "İstanbul'u görmenin" bir yolu ama birbirine hiç benzemiyorlar — hangisinin sana uyduğunu birkaç soruyla çözebilirsin.
Turna Hotel'den çıkıp havalimanına doğru yola çıktığında ortalık hâlâ karanlıktır — İstanbul'dan Kapadokya'ya günübirlik uçuşlu tur, kağıt üzerinde biraz çılgınca duruyor: bir günde uçup gidip peri bacalarını görüp akşam yine aynı odaya dönmek. Gerçekte nasıl işlediğine bakalım, çünkü gün uzun ama hakkını veriyor.